Salavât Okumak

Hz. Peygamber (s.a.s.)’e Salavât Okumak

Dua, rahmet ve mağfiret anlamına gelen “salât” ile esenlik ve barış anlamındaki “selâm” kelimelerinden oluşan “salât ü selâm”, “salavât getirme” yahut kısaca “salvele” tabiriyle ifade edilir. Değişik lafız ve mânâlarla gelen salavât çeşitleri içerisinde, kültürümüzde en yaygın olanları “aleyhi’s-selâm” “aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm” veya “sallallâhu aleyhi ve sellem” cümleleridir.

Peygamber Efendimize bu tür ifadelerle salavât getirmek, ona olan bağlılığı teyit etme, ona karşı en derin sevgi ve hürmeti arz etme anlamına gelir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Allah’ın müminlere salavâtından bahsedilmektedir. (Bakara 2/157) Aynı şekilde Resûlullah’ın salavâtından da söz edilmekte (Ahzâb 33/43.) ve ondan müminlere salât getirmesi istenmektedir. (Tevbe, 9/103.) Bir başka âyette iseŞüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.(Ahzâb, 33/56.) buyrulmaktadır.

Geleneksel yoruma göre, salavât Allah’tan rahmet, meleklerden istiğfar ve müminlerden dua demektir. Biraz daha açacak olursak, Allah’ın Peygamberine salât getirmesi, onu övme, tebrik etme, arındırma, destekleme, rahmet ve mağfiret etme; meleklerin salât getirmesi, dua ve istiğfar dileme; müminlerin salavât getirmeleri ise dua etme, sevme, tebrik etme, onun için rahmet, bereket ve merhamet dileme anlamlarına gelmektedir. ( RM12 İsfehânî, Müfredât, s. 870-871)

Salât ü selâm getiren kişi Hz. Peygamber’i andığı gibi Allah’ı da hatırlar, kendilerine böyle yüce bir Peygamber gönderdiği için O’na şükreder. Bu şekilde Allah’ın emrini yerine getirerek Allah ve Resûlü ile iletişim hâlinde olur. Onları hatırlamanın mutluluğunu yaşar. Resûlullah (sav), Bana salât ve selâm getirin. Çünkü bu sizin için bir arınmadır.(HM8755 İbn Hanbel, II, 364.) buyururken de salât ü selâmın bir arınma vesilesi olduğuna işaret etmişti. Bu şekilde zekâtı verilen malın temizlenip arındığı gibi Allah’ı ve Resûlü’nü anan, zikreden kişinin de günahlardan temizlenme imkânı bulacağını belirtiyordu.

Hz. Peygamber’e salavât getirmek, bir bakıma ona şükran borcumuzu yerine getirmek anlamına da gelir. Çünkü o, insanların hidayete erişmeleri için büyük çaba sarf etmiş ve sahâbeden itibaren tüm müminler ondan öğrendikleriyle bu bahtiyarlığa erişmiştir. Bu yüzdendir ki müminler, salavât getirirken Kutlu Nebî’nin ümmeti olduğunun farkında olurlar. Ona bağlı olmaktan, ona bağlılıklarını ve şükranlarını sunmaktan büyük haz ve mutluluk duyarlar.

Salavât getirmek, Allah Resûlü’ne duyulan sevginin ilânı, ona ve sünnetine bağlılığın bir göstergesidir. Sözlü ifadeler destek olma, bağlılığı anlatma veya sevgiyi ifade etmenin en önemli araçlarındandır. Ancak Resûlullah’a bağlanma, ona destek olma sadece sözlü ifadelere indirgenemez. Hz. Peygamber’in insanlara getirdiği mesaj gönüllere hitap ettiği gibi hayata, hayatın pratiğine de yönelikti. Onunla birlikte yaşayanlar fiilleri ve uygulamaları ile bunu yeterli bir şekilde yaptıktan sonra nasıl salavât getireceklerini sormuşlardı. Dolayısıyla salât ve selâmı sadece lafızlara hasretmek, bu şekilde uygulamak Hz. Peygamber’in ona yüklediği mânâyı ifade etmeye yetmez.

Dil ile Allah Resûlü’ne salavât okumanın yanı sıra onun getirdiği vahyi desteklemek ve hayat boyunca yaşanır kılmak gerekir.
“Kıyamet günü insanların bana en yakını, bana en çok salavât getirendir.” (T484 Tirmizî, Vitr, 21.) hadisinden de ümmetinin kendisi ile kurduğu sıkı bağ anlaşılmalıdır. Şüphesiz onun sünnetini en çok rehber edinenler, önderliğine en iyi şekilde teslim olanlar, hayatları boyunca onun öğretilerine destek olan ve insanlara anlatmaya çalışan kişiler, ona en çok salavât getiren yani aradaki iman ve gönül bağını en samimi şekilde kuranlardır. Nitekim Peygamber Efendimizin kıyamet günü için Allah ve Resûlü'nün sevgisini hazırladığını söyleyen bir sahâbîye, Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (T2385 Tirmizî, Zühd, 50.) buyurması, ayrıca inananlara cennete girmenin öncelikli yolunun Allah'a iman olduğunu (M194 Müslim, Îmân, 93.) hatırlatması da bu yorumu desteklemektedir. Dolayısıyla sözlü ifadesine önem verilen salavâtın pratiğe dönük, hayatı şekillendiren bir yönü olduğu da ortaya çıkmaktadır.

İnsanların Allah'ı hatırlamaları nasıl sadece tekbir getirmeye indirgenemezse, O'nun Resûlü'ne salavât getirmeleri de bilinen “salvele” kalıplarına indirgenemez. Allah lâfzını dilden düşürmemek, tekbir getirmek; söz konusu kalıplardan biriyle salavât getirmek elbette önemlidir ve önemsenmelidir. Ancak Allah ve Peygamber sevgisi sadece bu lafızlara indirgenmemelidir. Bir rivayette bir araya geldiklerinde Allah'ı zikretmeyen ve peygamberlerine salavât getirmeyenler kınanmaktadır. (T3380 Tirmizî, Deavât, 8.)

Burada esasen Allah'ın emirlerine ve peygamberinin ahlâkına aykırı söz ve eylemlerde bulunmanın, zikir ve salavâtlarda adı anılan Allah ve Resûlü'nü rahatsız edeceği ifade edilmektedir. Toplantılara salavât getirerek başlamak elbette güzel ve övülmesi gereken bir davranış ise de asıl salavât, o toplantıların Allah Resûlü'nün tavsiye ettiği ölçülere aykırı olmamasına dikkat etmek, onun koyduğu ölçüleri düşünerek onlara uygun ve olgun davranmaktır. Aynı şekilde, Yanında ismim anıldığı hâlde bana salavât getirmeyen kimsenin burnu yerde sürtünsün.(T3545 Tirmizî, Deavât, 100.) Bana salavât getirmeyi unutan (terk eden) kişi cennet yolunu kaybeder. (İM908 İbn Mâce, İkâmet, 25.) Cimri, yanında anıldığım hâlde bana salavât getirmeyen kimsedir. (T3546 Tirmizî, Deavât, 100.) şeklinde gelen rivayetlerde yerilen kişilerin de Hz. Peygamber'in ismi anılınca bilinçli bir şekilde salavât getirmeyenler olduğu unutulmamalıdır.

Allah Resûlü, Evlerinizi kabirlere çevirmeyin. Benim kabrimi de bayram yeri hâline getirmeyin. Bana salavât getirin. Çünkü nerede olursanız olun, salavâtınız bana ulaşır. (D2042 Ebû Dâvûd, Menâsik, 96, 97.) hadisinde kabrinin bayramların kutlandığı kalabalık ve şenlikli mekânlara çevrilmemesi için uyarıda bulunmuş, diğer bir hadiste ise kabrinin tapınağa çevrilmemesi için dua buyurmuştur. (MU419 Muvatta’, Kasru’s-salât, 24.) Bunun yerine kendisine salavât getirilmesini isteyen Allah Resûlü elbette sünnetine uyan ve örnek hayat tarzını benimseyerek kendisiyle gönül bağını koparmayan müminlerden hoşnut olacaktır.

Hızla gelişen ve değişen hayatın akışı içerisinde önemli bir aidiyet işareti olan salât ü selâm, insanın öz benliğine yabancılaşıp kendini kaybetmesine engel olur. Rabbü’l-âlemîn’in ve kutlu Elçi’nin mesajına yönelmesine yardımcı olur. Onun için Hz. Peygamber, Bana salât getirin, dua etmeye gayret gösterin ve ‘Allâhümme salli alâ Muhammed ve alâ âli Muhammed’ deyin. buyurmuştur. (N1293 Nesâî, Sehiv, 52.) Peygamber Efendimiz tıpkı Allah’a hamdedip O’nu tesbih edene on misli sevap verileceğini belirttiği gibi (T3470 Tirmizî, Deavât, 60.) Bana bir kez salavât getirene Allah on kez salavât getirir (rahmet eyler).buyurmuştur. (M912 Müslim, Salât, 70.) Sonuç olarak salavât, Allah Resûlü’ne karşı görevlerin hatırlanması için bir fırsat olduğu gibi âhirette onun şefaatini kazanmaya da bir vesiledir.

Allah, risâlet görevini en iyi şekilde yerine getirdiği için Resûlü’ne övgü, tazim, lütuf ve ihsanda bulunmak için salât getirir. Melekler ona rahmet dilemek, onun şanını yüceltmek ve Allah’tan ona olan nimetini artırması için niyazda bulunmak üzere salavât getirirler. Müminler ise Son Peygamber’e sevgi ve bağlılıklarını arz etmek, ona saygı ve hürmetlerini ifade etmek ve kendisini model olarak benimsediklerini beyan etmek üzere salavât getirirler:

“es-Salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Resûlallâh,
es-Salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Nebiyyallâh
es-Salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Habîballâh...”

Kaynak : Hadislerle İslam, Diyanet İşleri Başkanlığı Cilt 1, sh.198-202. www.hadislerleislam.diyanet.gov.tr



Hakkında
Nasıl Katılabilirim?
El-Müstakim Nedir?
Sıkça Sorulan Sorular

Ayetler
Hadisler

Salavât Okumak
Salavât Örnekleri
Sosyal Medya Görselleri

Tavsiye Et

Sitemizi tavsiye ederek daha fazla salavât okunmasına vesile olabilirsiniz.